Müşteri Temsilcisi
Tuğba
Müşteri Temsilcisi

Merhaba ben Tuğba. WhatsApp üzerinden bize yazabilirsiniz.

08:24
Whatsapp Destek Hattı
Post

Erken Çocukluk Döneminde Beslenme

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE BESLENME

           Erken çocukluk, sağlıklı gıda tercihleri ve beslenme alışkanlıkları oluşturmak için kritik
bir fırsat penceresi sağlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlıklı büyüme ve gelişmeyi
desteklemek için yaşamın erken döneminde optimal beslenmenin önemini vurgulamaktadır.
Erken çocukluk dönemindeki yetersiz beslenme, bilişsel ve psikososyal işlevsellikte ve daha
sonra fiziksel ve çalışma kapasitesindeki gelişimsel eksikliklerle ilişkilidir. Ek olarak, yetersiz
beslenme yaşayan birçok çocuk, kronik hastalıklara yakalanma riskini artıracaktır. Çocuklarda
beslenme durumunun, bir bütün olarak, bireyin geleceği için de açıkça etkileri vardır. Çünkü
çocuğun beslenme davranışları yetişkinliğe kadar devam edebilir ve obezite, kardiyovasküler
hastalık ve diyabet gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların habercisi olabilir. Araştırmalar, yaşamın
erken dönemlerinde yetersiz beslenme ve büyümenin, motor gelişim ve bilişsel işlevsellik
testlerinde daha düşük performansın yanı sıra sosyal beceriler, dikkat, öğrenme ve eğitimsel
başarıdaki eksikliklerle ilişkili olduğunu göstermektedir.
        Çocuklarda genç yaşta sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi savunmak, uzun vadeli
sağlıklı bir yaşam tarzı için güçlü bir temel oluşturmak için gereklidir. Araştırmalar, erken
çocukluk döneminde geliştirilen beslenme ve fiziksel aktivite davranışlarının
değiştirilebilmesine rağmen, sağlıklı davranışların kökleşmeden önce mümkün olduğunca
erken teşvik edilmesinin zorunlu olduğunu göstermiştir. Bir çocuk olgunlaşarak yetişkinliğe
geçtiğinde, daha sağlıklı bir yaşam tarzına geçmek için gereken davranış değişiklikleri daha
zorlayıcıdır.
           Erken çocukluk döneminde optimal beslenme, yaşam boyu sağlıklı beslenmeyi teşvik
etmek için fazla sodyum, yağ ve şeker içeren yiyecek/içeceklerin sınırlı alımı ile tam tahıllar,
meyve ve sebzeler açısından yüksek bir diyet önerir. Erken çocukluk döneminde sağlıklı
beslenme alışkanlıklarının aşılanması bu nedenle önemli bir halk sağlığı odağıdır. Ultraişlenmiş
gıdaların artan tüketimi de dahil olmak üzere, nüfusun beslenme modellerindeki son
değişiklikler, tüm nedenlere bağlı ölümlerle ilişkili olan ergenlik ve yetişkinliğe kadar uzanan
sağlıksız beslenme davranışlarını ve tercihlerini teşvik edebilir. Yapılan çalışmalarda; 6 aydan
küçük çocukların yalnızca % 42'si sadece anne sütü ile beslenir ve 6-23 aylık çocukların % 20'si
düşük çeşitlilik ve sıklıkta diyetler tüketir, 5 yaşın altındaki çocukların meyveler, sebzeler,
hayvansal gıdalar ve güçlendirilmiş gıdalar gibi besleyici gıdalardan düşük diyet tükettikleri
bulunmuştur.
           Erken çocukluk döneminde de çocukların sağlıklı ve düzenli bir beslenmeye
gereksinimleri vardır. Çocuğun her öğünde sofrada en az on dakika oturması özendirilmeli ve
çocuğun kendi kendine yemesine izin verilmelidir. Çoğunlukla 1,5 yaşından itibaren çocuklar
yetişkine “hayır” diyebilmek için yemek saatlerini kullanırlar. 3-6 yaş grubu çocukları her
zaman aynı yemekleri yemekten hoşlanır (makarna, pilav vs.). Bu dönemde anne baba
davranışları çok önemlidir. Aile öncelikle çocuğa iyi model olmalıdır. Çocukları diğerleri ile
kıyaslamakta çekinmelidir. Çocuklar için ayrı beslenme oturumlarından kaçınılmalı, erişkin ve
çocuk beraber yemek yemeğe özendirilmelidir. Besinlerin seçimi ve hazırlanmasında da
çocuğun yer alması desteklenmelidir. Çocuğun tabağına az miktarlarda yemek konmalı çocuk
isterse tekrar verilmelidir. Anne / babalar yemek zamanında yoğun olarak duygularını ifade
etmemeli, belirli miktar ve gıdalarda ısrar etmemelidir. Davison, Jurkowski, Kranz ve Lawson
(2013) çalışmalarında özellikle aile katılımına odaklanmış ve toplum tabanlı bir araştırma
geliştirmişlerdir. Çalışmada aile merkezli bir çocukluk obezitesi önleme programı
tasarlanmıştır.
         Müdahale öncesi ve müdahale sonrası çocukların obezite, hafif fiziksel aktivite, günlük TV
izleme ve diyet (enerji ve makro besin ögeleri alımı) oranı karşılaştırıldığında müdahale
sonrasında önemli gelişmeler görülmüştür. Araştırma göstermiştir ki; ebeveynin sağlıklı
aktiviteleri desteklemesi, ebeveynin sağlıklı yiyecekler hazırlamadaki etkililiği ve ebeveynin
sebze ve meyve sağlama sıklığı, çocukların günlük enerji alımlarını etkilemektedir. Her gün et,
tavuk, balık ve yumurta tüketilmeye çalışılmalıdır. Yine A vitamininden zengin sebze ve meyve
tüketimi de günlük olmalıdır. Bebeğin anne sütüne devam etmesi önerilen bu dönemde inek
sütü yerine fermente ürünleri (peynir, yoğurt) tüketmesi de hem enfeksiyon riskini azaltacak
hem de kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır. Genellikle, sebze ve meyveler günlük enerji ve
protein gereksinmesine çok az katkıda bulunurlar. Bunun yanında, mineraller ve vitaminler ile
hücreyi oksidasyon stresinden koruyan antioksidanlar bakımından zengindirler. Meyve ve
sebzelerin başka bir işlevi de, barsak faaliyetlerine yardımcı olmalarıdır. Meyveler içerdikleri
vitamin çeşidi ve miktarı bakımından farklıdırlar. Genellikle turunçgiller grubu ve çilekler
vitamin C bakımından zengindirler. Yeşil yapraklı sebzeler ve otlar diğerlerine göre daha fazla
vitamin ve mineral içerirler. Yeşil yapraklı ve sarı sebzeler A vitamini için iyi kaynaktırlar.
Sebze ve meyveler hücreyi okside ederek hasara uğratan, dolayısıyla kronik hastalıkların riskini
arttıran okside edicilere karşı gelen antioksidan öğelerden zengindirler. Tahıllar grubu; buğday,
pirinç, mısır, çavdar, yulaf, arpa ve darı gibi tohumları içerir. Tahıllar, en ucuz enerji kaynağıdır
ve bu nedenle ülkemizde kişi başına düşen günlük enerjinin %70 kadarı tahıllardan temin
edilmektedir. Genellikle buğday tanelerinin %69-75 kadarı karbonhidrattır. Protein %8-12, yağ
%1-5, mineraller %1-2 kadardır. Geri kalanı da sudur. Pirinç ve mısırda protein daha az,
karbonhidratlar daha fazladır. Tahıllarda B vitaminlerinin çoğunluğu ve minerallerde
bulunmaktadır. Tahıllardaki karbonhidratlar çoğunlukla bir polisakkarid olan nişastadır. Ayrıca
dış kabukta posalı öğeler de vardır.
      Erken çocukluk döneminde en az 4 mikro besin gelişimle ilişkilendirilmiştir: iyot, çinko,
B12 vitamini ve demir.

İYOT EKSİKLİĞİ
      Troid bezinden salgılanan T3 ve T4 hormonlarının bileşiminde trozin aminoasidiyle
birlikte bulunur. Büyüme, gelişme ve bazal metabolizma hızını düzenleme de görev alır. En iyi
kaynak su ürünleri, yumurta, süt ve ürünleri, sebzeler ve etlerde bulunur. Ayrıca iyot ile
zenginleştirilmiş besinlerde bulunur.
Dünyada 1.5 milyar insan risk altındadır. Sorun sadece gözle görülen bir guatr
olgusundan çok iyot yetersizliğine bağlı fiziksel ve mental gelişme geriliğine neden olmasıdır.
İyot yetersizliği hastalıkları önlenebilir mental geriliğin nedenidir. Ağır durumlarda sağırlık ve
dilsizlik, kretinizm ve düşük, erken doğum, ölü doğum ve doğumsal bozuklukların artmasında
etkendir. Ülkemizde her 100 çocuktan 30’unda guatr sorunu görülmektedir. Sorunun çözümü
iyotlu tuz kullanılması ile mümkündür. İyot eksikliği Dünya Sağlık Örgütü tarafından en yaygın
önlenebilir beyin zedelenmesi nedeni olarak kabul edilmektedir. Dünya çocuklarının yaklaşık
%30’u iyot eksikliği bölgesinde yaşamaktadır ve dünyada en az 30 milyon kişinin bu durumda
olduğu bildirilmektedir.

ÇİNKO EKSİKLİĞİ
        Çeşitli enzimlerin parçasıdır. Protein ve nükleik asit metabolizmasında enzimlere
yardımcıdır. Hücresel bağışıklıkta görev almaktadır. A vitamini taşınması, tadın algılanması,
yaraların iyileşmesinde, sperm yapımında ve fetüsün normal gelişiminde etkilidir.
Çinkonun santral sinir sistemi üzerindeki etkilerinin gözlenmesi, çinko eksikliğinin, vaka
kontrol çalışmalarında büyüme ve gelişme bozukluğuna eşlik ettiğinin gösterilmesinden sonra,
insanlarda, risk gruplarına çinko suplementasyonu verilerek, kognitif gelişimi araştıran kısıtlı
sayıda çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda çinko suplementasyonunun bebeklerde motor
aktiviteyi artırdığı gösterilmiştir. Okul çağı çocuklarında yapılan çalışmalarda ise çinko
supplementasyonunun okul başarısı ve nöropsikolojik performans artırdığı gösterilmiştir.

B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ
       B12 vitamini DNA sentezi, metilleşme, nörotransmitter (iki sinir hücresi arasındaki
bağlantıyı sağlayan kimyasal bir maddedir.) sentezi gibi görevlere sahip homosistein / metyonin
döngüsünde kofaktör olarak rol oynar. Bu nedenle erken süt çocukluğu gibi büyümenin hızlı
olduğu dönemlerdeki eksiklikler aneminin yanı sıra çok daha önemli olan nörolojik bulgulara
yol açabilmektedir. Bu nedenle erken tanı koymak önemlidir. Özellikle nörolojik ve psikomotor
hasarı engellemek veya geri dönüşlü kılabilmek için acil yaklaşım gerektirir. Büyüme ve
gelişmenin hızlı olduğu çocukluk döneminde özellikle de süt çocukluğu döneminde B12
vitamini eksikliği kalıcı nörolojik hasarlara yol açabilir. Bu olguların erken tanınması, gelişme
sürecindeki beyinlerin kalıcı hasara uğramadan sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine olanak
vermesi nedeniyle son derece önemlidir. Özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük, beslenme
öyküleri kötü olan gebelerin ve bu gebeliklerden doğan bebeklerin B12 vitamini eksikliği
yönünden değerlendirilmesi, farkındalık yaratılması gerekir.

DEMİR EKSİKLİĞİ
      Demir vücuda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapısında bulunan hemoglobin
yapımı için önemlidir. Aynı zamanda demir beyin gelişimi için de gereklidir. Zamanında
doğmuş bebekler ilk 4-6 ay yetecek kadar demir deposu ile doğarlar. İlk dört altı ay için anne
sütündeki kolay emilebilen demir yeterlidir. Ancak altıncı aydan sonra bebeğin demir
gereksinimi artar. Tüm yaş grupları için yaşamsal önem taşıyan demir eksikliği anemisi, genel
olarak 0-5 yaş grubundaki çocukların ve gebelerin ortalama %50’sinde karşımıza çıkmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre demir eksikliği dünya çocuklarının %43’ünü etkileyen en sık
malnütrisyon türüdür. Eksiklik demirin diyetle az alınması, bebeklik ve adolesan dönemindeki
artmış fizyolojik demir ihtiyacı ve kronik kanamalar sonucunda ortaya çıkabilir. Demir
eksikliği sıklıkla anemiye neden olmakla birlikte artmış prematüre doğum riski, ölü doğum ve
immün yetmezlik de sık görülen semptomlardır. Hayvan ve insan deneylerindeki bulgular
demir eksikliğinin çocukların motor ve bilişsel gelişimlerini de olumsuz etkilediğini
göstermektedir (Yurdakök İnce, 2009). Çocukluk demir eksikliği anemisi, çocuğun 1 ve 2
yaşları arasında sıklıkla görülür. Hücrelerdeki oksijen miktarının azalmasından dolayı, çocuğun
hem öğreniminde hem de dayanıklılığında azalmaya neden olabilir. Diğer bir etkisi hastalıklara
karşı direncin düşmesidir.
Ancak fazla demir alımında, demir hücresel fonksiyonlarını bozabilir ve enzimatik
faaliyetleri bastırmak için serbest radikaller üretebilir. Vücuttan kolayca atılamayan demir,
vücutta oksidasyona ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir.
 

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
• İlk 6 ay bebeklerin ihtiyacı olan besinler anne sütünde mevcuttur!
• Bebeklik döneminde bir içecek olarak inek sütünden kaçınılmalı ve yaşamın ikinci
yılında inek sütünü günde yaklaşık iki bardakla sınırlamak gerekir.
• Bebeklik ve erken çocukluk döneminde içecekler ve yiyeceklerle diyet şeker alımı
sınırlandırılmalıdır.
• Çeşitlendirilmiş ve sağlıklı diyet sunulmalıdır.
• Hem ana öğünlerin olduğu hem de ara öğünlerin olduğu bir düzen oluşturulmalıdır.
• Miktar küçük olmalı, çocuklara kendi yiyeceklerini seçmeleri için fırsat sunulmalıdır.
• Sürekli farklı sağlıklı yiyecekler sunmaya çalışılmalıdır.
• Yemek zamanlarının zevkli olması sağlanmalı ve yemek esnasında çocukla sohbet
edilmelidir.
• Belirli yiyeceklere ulaşmak için diğer yiyecekler ödül veya ceza olarak
kullanılmamalıdır!

KAYNAKÇA
• Gelman, R., Whelan, J., Spiteri, S., Duric, D., Oakhill, W., Cassar, S., & Love, P. (2023).
Adoption, implementation, and sustainability of early childhood feeding, nutrition and active
play interventions in real-world settings: a systematic review. The international journal of
behavioral nutrition and physical activity, 20(1), 32. https://doi.org/10.1186/s12966-023-
01433-1
• DiGirolamo, A. M., Ochaeta, L., & Flores, R. M. M. (2020). Early Childhood Nutrition and
Cognitive Functioning in Childhood and Adolescence. Food and nutrition
bulletin, 41(1_suppl), S31–S40. https://doi.org/10.1177/0379572120907763
• Omand, J. A., Janus, M., Maguire, J. L., Parkin, P. C., Aglipay, M., Randall Simpson, J., Keown-
Stoneman, C. D. G., Duku, E., Reid-Westoby, C., & Birken, C. S. (2021). Nutritional Risk in
Early Childhood and School Readiness. The Journal of nutrition, 151(12), 3811–3819.
https://doi.org/10.1093/jn/nxab307
• Koletzko, B., Godfrey, K. M., Poston, L., Szajewska, H., van Goudoever, J. B., de Waard, M.,
Brands, B., Grivell, R. M., Deussen, A. R., Dodd, J. M., Patro-Golab, B., Zalewski, B. M., &
EarlyNutrition Project Systematic Review Group (2019). Nutrition During Pregnancy,
Lactation and Early Childhood and its Implications for Maternal and Long-Term Child Health:
The Early Nutrition Project Recommendations. Annals of nutrition & metabolism, 74(2), 93–
106. https://doi.org/10.1159/000496471

Bu Gönderiyi Paylaş

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir